Bozcaada Hatırası

Bozcaada’ya Varış

 
Canım Bozcaada geride kalalı birkaç gün oluyor. Üstünden çok geçmeden, unutmadan anılarımı yazmalıyım dedim ve işte buyurun güzel Bozcaada Hatırası:

Öncelikle adaya gitmek için Çanakkale – Geyikli’ye gitmemiz gerekiyor iki arkadaş. Eskişehir’den direk otobüsle Geyikli otogara varıyoruz. Sabah erken saatlerde vardığımız otogar ve çevresinde birkaç kişi ile bizden başka kimse yok. Geyikli iskele’ye varmamız gerekiyor ancak ne gelen bir araç bir dolmuş var. Bir süre iskele yolunda havlayan köpekler eşliğinde korkarak yürüyoruz. 10-15 dk yürüyüşün ardından bir dolmuş denk geliyor ve atlıyoruz dolmuşa. Bizim dışımızda bir kişi daha var o kadar sakin yani. Bizden 1 lira alan amca neredeyse bedavaya götürüyor bizi iskeleye. Bu arada geyikli otogardan iskeleye araçla yaklaşık 10 dk, yürüyerek 40 dk sürüyormuş. Yürüme yolu çok güvenli değil. Tenha ve köpeklerde cabası bu yüzden bir araçla gitmenizi tavsiye ederim. Dolmuşlar da sabah saatlerinde az geçiyorlar. Neyse ki iskeleye varıyoruz ve üçüncü arkadaşımı beklemeye koyuluyoruz. Deniz görmenin heyecanı ile de bir iki fotoğraf çekinmeyi ihmal etmiyoruz. İskeleye geçerken biletimizi kişi başı gidiş-dönüş 7 liraya alıyoruz. Ve işte feribot geliyor, buluştuğumuz üçüncü arkadaşımız Yağmur, Rıdvan ve ben Bozcaada maceramıza başlıyoruz. 
 

1. Gün


Adaya ilk ayak bastığımızda bir marketten alışveriş yaparak Cumhuriyet Meydanında banklara oturup kahvaltımızı yapıyoruz. (Sonraki dört gün boyunca bu marketten alışveriş yapıyoruz zira adada çok fazla seçenek yok.) Gözümüze çarpan bir şey ise meydanda masalar ve sandalyeler olması. Akşamları iftar için sofra kurulduğunu öğreniyoruz. Sonrasında eski bir Anadol kullanan amca ile adanın diğer bir ucunda bulunan Ayazma Plajına gitmek ilk işimiz oluyor. Deniz hasreti bunu gerektirir. 🙂 Plaja varınca üstümüzü değiştirip sıcak kumsala bırakıyoruz kendimizi kocaman sırt çantalarımız ile. Öğle vaktine kadar plajda vakit geçiriyoruz. 
 
 

Sonraki işimiz Ada Kamp’a gidip evimizi kurmak oluyor. Bizim gittiğimiz Haziran 2017 döneminde fiyat kendi çadırınızla giderseniz 35, oradan çadır kiralarsanız 45 lira. Diğer tüm ayrıntıları Bozcaada Ada Camping ve Konaklama yazımda bulabilirsiniz. Kamp alanı oldukça hoşumuza gidiyor. Çadırımızı kurup hazırlandıktan sonra Bozcaada merkeze inmek için yola çıkıyoruz. Yine bir otostop ile İstanbul’dan gelen bir ailenin aracına biniyoruz. Gezi için onlara katılabileceğimizi söylüyorlar ve 6 kişi ilk Rum Mahallesi’nden başlıyoruz. Rengarenk sokaklar, kapılar, duvarlar, çiçekli pencereleri ile resmen aşık oluyoruz adanın sokaklarına. Her adımda fotoğraf çekiniyor denk geldiğimiz butiklere, hediyelik eşya yerlerine giriyoruz.

 
 

Ada sokaklarında kaybolurken ada halkından öğrendiğimiz şarap tadım evi olan Tenedion Wine House’a varıyoruz. Burada 9 çeşit şarabı 15 liraya tadabiliyorsunuz. Yağmur ve Rıdvan birlikte tadıma başlarlarken ben de onları izliyorum. Tenedion şarap evi oldukça hoş ve vakit geçirilesi bir yer. (Adres: Cumhuriyet Mahallesi, Çınarlı Çarşı Cd. No:82, 17680 Bozcaada/Çanakkale)

 


Şarap tadımından sonra sokaklarda biraz daha ilerleyip birlikte gezdiğimiz aile ile Polente tepesine rüzgar güllerini ve gün batımını görmeye gidiyoruz akşam saatlerinde. Adanın bir ucunda bulunan polente tepesine gidişte yollardaki levhaları takip ediyoruz. Vardığımızda bizim dışımızda birçok insan gün batımını izlemeye gelmiş bile.  Üstelik oldukça tedbirliler. Sandalyeleri, kazakları ve yiyecek içecekleri ile… Hava fazlasıyla estiği için gün batımını göremeden ayrılıyoruz tepeden. İftar vaktine doğru adadan ayrılacak olan aile ile vedalaşıp meydana yola alıyoruz. Sonradan öğrendiğimize göre biz gelmeden bir iki gün öncesinde kurulmaya başlanmış iftar sofrası. Öyle şanslıyız ki üç gece burada yemeğimizi yiyebiliyoruz burada. 
 

Havanın serinliğinden hava karardıkça ürkerken iftar sonrasında sonraki 4 günümüzü birlikte geçireceğimiz Egemen ile tanışıyoruz. Adada Tenedos bisiklet evinde çalışan Egemen imdadımıza yetişiyor ve bizi gece soğuktan koruyacak battaniye vb. eşyaları bize sağlıyor. 🙂 İftardan sonra hep birlikte şimdi adını hatırlamadığım keşke not alsaymışım dediğim bir restoran cafede oturup sıcak çaylarımızı içerek sohbet ediyoruz. Bir sonraki adım ise Egemen’in aracıyla koyları tek tek gezmek oluyor. Gecenin karanlığından gördüğümüz sadece binlerce yıldız oluyor lakin inanılmaz güzel vakit geçiriyor, fazlasıyla üşüdükten sonra kamp alanına çadırımıza geri dönüyoruz.

 

2. Gün

Adadaki ikinci günümüzde bir önceki günün yol yorgunluğundan öğlene doğru anca kendimize gelebiliyor ve önceki akşam marketten aldığımız kahvaltılıklar ile kamp alanındaki mutfakta kahvaltımızı yapabiliyoruz. Yine ilk işimiz hazırlanıp Ayazma plajına gitmek oluyor. Kamp alanı ile plaj arası yürüyerek 10 dk’dan fazla sürmüyor. 2. gün ilk günümüze göre daha sıcak olduğundan sahilde de üşümeden vakit geçirip güneşlenebiliyoruz. Bol bol fotoğraf çekiniyor, sahili turluyor, denize giriyor ve güneşleniyoruz.

Akşama doğru çokta geç olmadan kamp alanına dönüp duşumuzu alıyoruz. (Kamp alanında sular güneş enerjisi ile ısınıyor!) Hazırlanıp yine merkeze doğru otostop çekiyoruz. Ada’da birçok yaşayan gibi yazlığı olan bir ailenin aracı ile merkeze yol alıyoruz. Bu sefer adanın sokaklarını daha ayrıntılı gezme fırsatı buluyoruz. Polente kafenin ilerisindeki ara sokakta bulunan kanatlarda fotoğraf çekiniyor, gümüş bistronun duvarına poz veriyor, gördüğümüz her güzelliği kadraja almaya dikkat ediyoruz.

 

İftar saati geldiğinde yemeğimizi yiyor ve Egemen’in de bize katılmasıyla adanın ünlü Çiçek pastanesinden aldığımız dondurmalarla sohbete oturuyoruz. Dondurmalar gerçekten çok lezzetli söylediklerine göre kendileri keçi sütü ile özel olarak yapıyorlar. Kepçesi: 3 lira. Sonrasında çayımızı içiyor yine gecenin karanlığında bu sefer merkezde biraz turlayıp fotoğraf çekiyoruz. Günün sonuna doğru Egemen’in harika manzaralı pansiyonlarında Semra abla ile tanışıyor bahçelerindeki salıncaktan kayan yıldızları, bembeyaz parlayan ada kalesini ve deniz manzarasını izleyerek sohbet ediyoruz. Gün yine çadırımıza geri dönerek sona eriyor..

 

3. Gün

Güne her zamanki gibi kahvaltımızı yaparak başlıyoruz. Gün geçtikçe ısınan hava bizi daha mutlu ediyor. Favori mekanımız Ayazma plajı yine ilk durağımız oluyor. Bugün önceki iki güne göre deniz de daha sıcak. Güneş bizi fazlasıyla yakıyor. Akşama kadar güneşlenip sıcağın tadını çıkarıyoruz. Yine aynı saatlerde kamp alanına dönerek duşumuzu alıyor yanmış cildimizi serin su ile rahatlatmaya çalışıyoruz.


Hazırlanıp merkeze doğru yola düşüyoruz. Günlerden Çarşamba ve merkezde semt pazarının kurulduğunu öğrendik bile.  Lakin pazar beklediğimizden küçük ve pahalı oluyor. Alışveriş yapmadan ara sokaklara giriyoruz yine. Biraz turladıktan sonra Zübeyde Hanım Çay Bahçesinde adanın meşhur damla sakızlı Türk kahvesinden tadıyoruz. Yalnız daha önce içtiğim damla sakızlı kahvelere göre tadını çok iyi bulduğumu söyleyemem. Kahvemizi yanlış mekanda içtiğimizi anladığımızda çok geç oluyor. Ancak bahçe ve ortam oldukça serin ve güzel. Bir bardak çay için oturup vakit geçirebilirsiniz. 
 
 

Ve başlıyoruz merkezde kaybolmaya ve adanın ruhunu objektife almaya. Akşama doğru Rıdvan geri dönmek zorunda olduğundan iskeleden onu yolcu ediyoruz. Sonrasında Egemen, Yağmur ve ben Göztepe’ye muhteşem gün batımını izlemeye yola çıkıyoruz. Yolu oldukça kötü Göztepe’nin. En tepede çok bir şey beklemeyin lakin gün batımı ve adanın yukarıdan manzarası hepsine değiyor.

 
 

Merkeze geri döndüğümüzde iftar sofrası çoktan boşalmış biz de kasaptan aldığımız köftelerimiz ile Semra ablanın pansiyonunun yolunu tutuyoruz. Mutfağında yemeği hazırladıktan sonra yine enfes manzara karşısında sohbet ederek günü sonlandırıyoruz.

4. Gün


Bugün son günümüz. Önceki günün acısını cildimde hala hissettiğimden Yağmur’a deniz sefasında katılamıyor kamp alanında vakit geçiriyorum. Sonrasında kamp alanına gelen Egemen ile üçümüz yine ilk gece karanlıktan göremediğimiz koyları gezmeye yola düşüyoruz. İlk olarak yolumuzun üstünde bir manastır var. Burada 10 dk’lık molanın ardından devam ediyoruz. Batık gemiye varıyoruz. Geminin üzerine çıkmak için ipli bir merdiven var lakin bizim onu kullanacak ne cesaretimiz ne de gücümüz var. Dışından pek çok fotoğraf alarak devam ediyoruz.
 
 

Adayı bir ucundan diğerine kadar kıyılardan turluyor Akvaryum koyundan diğer tüm küçük koylarına kadar geziyoruz. Merkeze vardığımızda akşam oluyor geç kalmadan Cumhuriyet meydanından küçük hediyelikler alıyoruz. Ben tabiî ki magnetimi unutmuyorum. Ayrıca merkezden adanın meşhur reçeli gelincik reçelinden de küçük bir kavanoz almayı es geçmiyorum. Gezinin ve alışverişin ardından deniz kenarındaki biz bize cafede çay içerek soluklanıyoruz. (Çay 1 lira.) Manzara zaten muhteşem. Sonrasında yine marketten yaptığımız alışveriş ile kamp alanına dönüyor, yemeğimizi yiyor ve kamp alanında son gecemizi geçiriyoruz.

 

Bozcaada’dan Ayrılış


5. günümüzün sabahında kahvaltımızı yapıp toparlanıyoruz. Çadır için aldığımız tüm emanetleri teslim ederek iskelenin yolunu tutuyoruz. Ve Bozcaada’ya veda vakti geliyor. Feribota binerek geride bıraktığımız eşsiz adaya veda ediyoruz. Yolumuz oldukça uzun. Eskişehir’e iki kız otostopla döneceğiz. En sağlamından bir macera bizi bekliyor yani.

İlk otostop geyikliye oluyor. Binbir nasihat ile geyikli otogara kadar götürüyor bizi arabasına alan beyefendi. Lakin otogardan aşağı doğru yürüyerek Çanakkale yoluna çıkıyor ve uzunca bir süre bizi alacak bir araç bekliyoruz. Kavurucu sıcakta 15 dk’lık bekleyişin ardından bizi Biga’ya kadar götürecek ada halkından biriyle karşılaşıyoruz. Yolu Ezine olmasına rağmen bizi Biga’ya kadar götürüyor. Biga’dan Bandırma’ya ise farklı bir araç ile yol alıyoruz. Bandırma’ya vardığımızda yollar çok kalabalık. Öyle bir kavşakta inmişiz ki araç durduramıyoruz bir süre.

Bekleyişin ardından İstanbul plakalı bir araç duruyor ve nereye gittiğimizi soruyor sonrasında avukat olduğunu öğrendiğimiz beyefendi ve minik kızı ile. Eskişehir diyoruz ki o da ne biz de Ankara atlayın diyorlar. Sanırım yola çıkmadan ettiğimiz tüm dualar kabul oluyor ve Bandırma’dan direk Eskişehir’e tek bir araç ile geliyoruz. Üstelik aracına bindiğimiz insanlar o kadar tatlılar ki nasıl vakit geçtiğini anlamıyoruz bile. İlk molamızda yemeğimizi yiyor, ikincisinde çayımızı içiyor, yol boyunca oyunlar oynayıp şarkılar söyleyerek Eskişehir’e varıyoruz. Çibörek yemek için hep birlikte Eskişehir porsuk kenarına da uğramamız gezinin en güzel sonu oluyor. Harika bir otostop macerası ve muhteşem 4 günün ardından evimize ulaşmış bulunuyoruz.


5 günlük gezimizde aslında birkaç şehir gezmeyi planlayarak yola çıkmıştık. Her gün acaba ayrılsak mı diye düşünerek uyandık Bozcaada’dan lakin gün sonunda her seferinde vazgeçtik. J Şu anda iyi ki tüm tatilimizi adada geçirmişiz diyoruz. Adada geçirdiğimiz her gün birbirinden daha güzel ve sıcaktı. (Cidden hava da giderek ısındı.) Anılarımızı, yaşadıklarımızı, tanıştığımız tüm insanları, ada halkını, esnafını, yerlisini, turistini, yemeklerini, tatlılarını, eşsiz manzarasını, renkli sokaklarını unutmamak adına bu yazıyı buraya bırakıyorum. İleri bir tarihte tekrar Bozcaada’ya gideceğimden eminim. Ada’da geçirdiğimiz bu 4 günü anlattığım yazıdan sonra adanın gezilecek yerlerini, lezzetlerini, mekanlarını, havasını, ada halkını, kamp alanını ve bunlar gibi pek çok bilgiyi vereceğim bir çok yazı yazacağım. Umarım sizler için de bilgilendirici ve okunası bir yazı olmuştur. Tüm Bozcaada’ya, anılarımıza selam ve özlemle…

Reklamlar