Wonder Filmi: Mucize Çocuk Agguie

Hepimiz özeliz. Görünüşümüzle, düşüncelerimizle, tarzımız ve karakterimiz ile bambaşka kişileriz. Sanırım hayattaki en büyük mucize de bu. Farklılıklarımız. Wonder (Mucize) filmi de bu fikirlerden yola çıkarak birbirimizi anlamanın ve sevmenin, saygı duymanın inceliklerini anlatmaya çalışıyor bize.

Mucize Filminin Konusu

August Pullman –filmde kullanılan adı Auggie- daha önce hiç okula gitmemiş ve evde özel eğitim gören bir çocuktur. Treacher Collins sendromu -başın ve yüzün ayırıcı özellikleriyle karakterize nadir bir genetik bozukluk- adlı bir hastalıktan dolayı doğumdan itibaren yüzünde bazı değişiklikler bulunmaktadır. Doğduğu günden beri 27 ameliyat geçiren Auggie dikkatli bir bakıma ihtiyaç duyduğu için 10 yaşına kadar okula gönderilmez. Koruma kalkanını biraz gevşetip insanlarla kaynaşmasını isteyen annesinin girişimleriyle beşinci sınıftan itibaren başlamak üzere Beecher Prep okuluna yazdırılır. Yüzünü gören insanların ona verdiği tepkiler nedeniyle insanların içinde kendisini kötü hisseden Auggie için zor bir sene olacaktır.

Film Yorumum

Amerika’da okullarda izletilmesi gerektiği konuşulan bir film Wonder. Nedeni ise okullardaki ergen zorbalığının önüne geçmeyi sağlamak. İzlerken de kendinizi defalarca Auggie’nin yerine koyup kah üzülüyor kah umutsuzluğa kapılıyorsunuz. Sonucunda ise tüm dünyada tüm çocukların bu filmi izlemesi gerektiğini düşünüyorsunuz.

Amerikalı kitap kapağı tasarımcısı Raquel Jaramillo‘nun R.J. Palaciotakma ismiyle yazdığı, 2012 yılında yayınlanan ilk romanı Wonder. 2017 yılında kendisi de bir yazar olan Amerikalı Stephen Chbosky yönetmenliğinde sinemaya uyarlanıyor. Kitabını okumadığım için karşılaştırma yapamayacağım. Ancak filmde sırasıyla çocukların gözünden anlatımlar olması kitabın gidişatının bu şekilde olduğu izlenimini verdi bana.

Filmde en başarılı ve dikkat çekici şey oyunculuklar bence. Küçük başrol oyuncumuz Jacob Tremblay, buradaki performansıyla da ümit vaad eden bir oyuncu olacağını gösteriyor. Kendini özleten Julia Roberts, bilge anne rolüne o kadar yakışmış ve rolün hakkını o kadar vermiş ki August ona her sarılışında sizin de sarılasınız geliyor. Şakacı baba rolündeki Owen Wilson ve diğer oyuncular da döktürmüş. Zaten oyuncuların çoğunluğu çocuk olduğundan istemeseniz bile ısınıyorsunuz hepsine.

“Elinizden geleni yapsanız da bazen kalabalıktaki sıradan insanlardan biri olmak imkansız.”

August Pulman

Benim filmde Agguie’den sonra en sevdiğim karakter ablası Via oldu. Via da o yıl üniversiteye başlamıştır. Her şeyini paylaştığı arkadaşı Miranda, Via’yı yüz üstü bırakarak değişmiştir. Yazın gittiği kamp sonunda dönen Miranda, Via’nın tanıdığı gibi değildir. Bu duruma çok üzülen Via kendini yalnız hissetmeye başlamıştır. Tam da bu sırada tiyatro kulübü kayıtlarının bulunduğu panonun önünde tanıştığı Justin, Via’nın hayatına bir mucize olmuştur. Kısacası filmde mucizeyi yaşayan tek kişi Agguie değildir.

İzlerken içimde bir parçanın kopup gittiğini hissettim diyebilirim tüm film için. Agguie ve arkadaşları arasındaki çekişmeler, dostluklar hem güldürdü hem de ağlattı. Vefakâr ablası Via’nın kendine has duruşu ve naifliği, başkarakterimizin etrafında pervane olmuş anne ve babası iyi bir aile olmanın nasıl olacağını açıkça gösterdi.

Her şeyiyle içinizi sıcacık yapacak, gözlerinizden yaşlar damlamasına engel olamayacağınız duygusallıkta, biraz gerçekçi az da kurgusal bir film izlemek istiyorsanız kaçırmayın. Küçük yüreğinde büyük umutlar besleyen Auggie’nin bu hikayesini eminim siz de çok seveceksiniz. Yanınıza birkaç peçete almayı da unutmayın!

“Bence ‘herkes hayatında en azından bir kez ayakta alkışlanmalı’ diye bir kural olmalı. Çünkü hepimiz dünyayı yeniyoruz.”

August Pullman
Reklamlar