Belgesel Önerisi: Dark Tourist

Son zamanlarda izleyip keyif aldığım iyi yapımlardan biri Dark Tourist yani Kara Turist Belgeseli. Bilgilendirici, yer yer korkutucu, bazen hüzünlendirici ancak ne olursa olsun eğlenceli bir belgesel.

20 Temmuz 2018’de yayınlanan belgeselin sunuculuğunu ve yapımcılığını David Farrier yapıyor. Kendisi Yeni Zelandalı bir gazeteci. Pembe şortuyla vampirlerin dünyasından, Afrikalıların festivallerine kadar her şeye burnunu sokuyor David Farrier. 8 bölümden oluşan ilk sezonda her bölüm yaklaşık 40 dakika ama genelde bir bölüm içerisinde 3 farklı yere gidiliyor. Bu olay akıcılığı ve adrenali de hiç düşürmüyor. Daha fazla detaya girmeden önce Dark Tourist nedir ona bakalım.

Dark Tourist Nedir?

Türkçe karşılığı Kara Turist olan bu turizm bildiğimiz eğlenceli tatillerin aksine felaketlerin ve ölümlerin yaşandığı ya da görünüşleri itibariyle ürkütücü yerlere yapılan gezilerden oluşuyor. Bunun ismine de kara turizm diyoruz. David’in gittiği yerler de bu mantığa dayanıyor. Çernobil, Hiroşima, voodoo festivali gibi yerleri izliyoruz belgeselde. Belgeselin sloganı da zaten “Bu belgesel ölümle ilgilidir” Öyle ki üzerinde fazlaca düşünülmüş bir iş ortaya koymaya çalışmışlar.

Bölümlerde neler anlatılmış?  Sezon-1

1.bölüm : İlk bölümden seyirciyi kendine çekmeyi ve bağlamayı hedeflemiş oldukları belli. Nedeni ise Latin Amerika’ya yaptıkları yolculuk. Colombia’da Pablo Escobar’ın eskiden yaşadığı yer ve arkasında bıraktığı insanlarla ilgili bilgi dolu bir seyahat gösteriliyor bize bu bölümde. En çok hoşuma giden kısım (kendimi niye diye her ne kadar sorgulasam da) Pablo Escobar’ın fedaisi olan ve 250’den fazla kişiyi öldüren Temel Reis lakabı korumasıyla tanışması ve geçmişini öğrenmeye çalışması oluyor. Ayrıca Meksika’da Aziz Ölüm Tarikatının kurucusuyla tanışıyor, şeytan çıkarma ayinlerine katılıyor David. Meksika sınırından kaçma girişimleri ve canlandırılan senaryo her ne kadar itici ve fazla gerçek dışı gelse de bu bölümle belgesel beni çoktan kendine bağlıyor.

David ve Temel Reis

2.bölüm : Japonya’nın konu başlığı olduğu ikinci bölümde Hiroşima’ya yolculuk yapılıyor. 2. Dünya savaşında Atom bombası atılan Hiroşima’da yüksek radyasyonlu bir gezi düzenliyor David ve ekibi. Açıkçası Japonların yaşam tarzlarının bile ilgimi çekmesi bu bölümü sevdiriyor bana. Bu sebepten dolayı her ne kadar eksik ve kısıtlı bulsam da bölümü Japonlar sayesinde benden tam not almayı başarıyor.

3.bölüm : Amerika’ya yapılan yolculukta New Orleans’ta yaşayan ve kendilerinin vampir olduklarını iddia eden insanlar araştırılıyor. Logan ve Daley’nin vampir düğünü ve çevresi ile ilişkisi herkesin kabul edebileceği türden değil. Ayrıca vampirler evine gidip birbirinin kanını içen insanlar mı dersin, vampir olsa da doğum günü partisinde kremalı kek yiyen insanlar mı? Vampir hikayesinden çok korkmasam da bu bölümde işlenen Kennedy suikastı ve Lee Harvey Oswald’ın hikayede geçmesi biraz ürkütüyor beni.

4.bölüm : Kazakistan ve Türkmenistan’ın ele alındığı bölümde Kazakistan’da Baykonur Uzay Üssü’ne gidiyorlar. Dünyanın ilk insanlı roketlerini gördükten sonra atom bombasıyla oluşmuş ve normal şebeke suyundan 100 kat daha fazla olan radyasyonlu suda yüzüyorlar. Beni en derinden etkileyen kısım da yetimhanede çektikleri kısım oluyor. Radyasyondan etkilenen bir grup çaresiz çocuğu görüyoruz. David Farrier’in tepkisini sahte ve donuk bulsam da hepinizin içini cız edeceğine eminim. Aşkabat’ta gerçekleşen olimpiyat oyunları ve yaşananlar ise uzaktan bir tanıdık geldi bana ya hadi neyse.

5.bölüm : Bu bölümde ise konumuz Avrupa. İlk durağımız Londra Paddock Wood oluyor. Burada bir savaşta gibi tarafınızı seçip canlandırma yapıyorsunuz. İkinci durak ise katillerin eşyaları ile donatılmış korkutucu müze yani Andy’nin koleksiyonu. İçerisinde neler mi var dersiniz? İnsan derisinden bir abajur, Nazi eşyaları, savaşın acımasızca canlandırması… Doğrusu bir insanın bu kadar korkutucu eşyayı bir araya getirmek için çabalaması akıl işi değil gibi geliyor. En son olarak da Kıbrıs- Gazimağusa’ya gidiyoruz. Her konuda mantıklı yorum yapmaya ve pek çok yönden bakmaya çalışan meraklı gazetecimiz David, Kıbrıs’a geldiğinde ise sadece Rumlar tarafında kalmakla yetiniyor. Sığ ve ezbere düşünceler üzerine baştan belirledikleri masalları anlatır gibi Kıbrıs Rumlarının mağdurluğunu vurguluyorlar. Tek taraflı bakış açısı ile kimlerin gönlünü fethetmek istediğini anlıyoruz zaten uzatmaya gerek yok. Ne yazık ki bu son kısımla gözümden düştü David.

6.bölüm : Bir önceki bölümle her ne kadar canımı sıkmış olsa da belgeseli bitirmem gerektiğini bilerek devam ediyorum. Altıncı bölümde Güneydoğu Asya’ya yolculuk ediyoruz. İlk olarak Kamboçya’da para verip askeri silahlarla (makinalı tüfek, roketatar) hayvan vurabileceğiniz bir yere gidiliyor. David vurmak için bir inek kiralıyor lakin insancıl ve insaflı! gazetecimiz bir anda acıyıp ineği salıveriyor. Hala sinirliyim sana David! Neyse ki bu bölümün sonunda ziyaret ettikleri ilginç cenaze törenlerine ev sahipliği yapan Toraja ile belgesele biraz ısınmış oluyorum yeniden. Ölümleri kutlama törenleri yapılan bu yerde cenaze törenleri 6 gün sürüyor. İki yıl mumyalanıp bekletilmiş olan cesetler için ise bufalo kurban ediyorlar.

Toraja Halkı

7.bölüm : En çok hoşuma giden ve ilginç, farklı bulduğum bölümlerden biri bu oluyor. Ve tabi ki durağımız Afrika. David, Bennin’de düzenlenen Voodoo festivaline katılıyor. Öncesinde Voodoo müritliği için kendisine bir kabul töreni yapılıyor ki akıllara zarar. Buradan hemen sonra Kokou tanrısı adına yapılan bir ayine katılıyor. Kötülükleri çıkarmak için kendilerini kesen bir grup Afrikalı arasında kalıyor ekibimiz. İkinci durak Johannesburg ve gettolara seyahat. Duman kraliçesi olarak adlandırılan Stacey Lee’yi ve araç kaydırma yarışını kesinlikle izlemelisiniz. Üçüncü ve son olarak Orania’ya gidiyoruz. Afrikalıların içerisinde beyazların yerleşim yeri olarak adlandırılan Suidlanderslar ayaklanma ihtimaline karşı tatbikat yapıyorlar. Bana ise daha çok eğlence haline gelmiş birer oyun gibi geliyor. Zaten Afrikalı yerlilerin de pek umurunda değil gibiler. 🙂

Kokou Töreni
Stacey Lee ve David

8.bölüm : Geldik son yerimize, neresi olabilir ki derseniz.. yine yeniden Amerika. Bu bölüm sanki bana Amerika’nın kara turistler için ne kadar ilgi çekici bir yer olduğunu ispatlama amacı taşıyor gibi geliyor. Lakin durum hiçte öyle değil. Hele ki ilginç Güneydoğu Asya ve Afrika’dan sonra kara turist olma çabalarını gülerek izliyorum. Ne katil Charles Manson hayranları, nuhun gemisi maketi, dünyanın sonuna hazırlanan aileler, ne de son kısım olan Summertown işkence yeri dikkatimi çekiyor. Hele hele finalin bu işkence yerinin sahibi Russ ile bitmesi en saçma kısım. David ve ekibi bu belgeseli işte bu saçmalık için izlediniz diye mesaj mı gönderiyor, bilemedim. Yine de belgeseli bitirmiş olmanın gururunu yaşıyor, bu yazıyı da yazarak görevimi tamamlamış bulunuyorum.

Dark Tourist Yorumum

Kıbrıs olayına kızsam da bilgilendirici ve eğlenceli bir belgesel izlediğimi söyledim size. Bu belgeseli izlemeden önce bu tarz yerlerin varlığından haberim yoktu açıkçası. Hadi öylesine gezelim bir şeyler çekelim izlensin dememişler bence. Yer yer saçmalıklar olsa da hem vakit hem nakit hem de büyük bir çaba içerisine girmişler. O sebeple gereksiz vakit öldürmelik bir yapım değil aksine herkese bir şeyler katacağına inandığım bir belgesel olmuş. Son olarak söyleyebileceğim şey ise İntro efsane!

İntrodan bir sahne
Reklamlar