Kitaptan Filme: Kafes – Bird Box

İçerisinde ‘korku’ kelimesini barındıran hiçbir film ya da kitabı ciddiye almayı oldum olası sevmemişimdir. Kafes kitabı ile birlikte ise bu görüşe kapattığım tüm kapıları az biraz araladım. Kitabı birkaç ay önce okuyup bitirdim yani filmi çıkmadan önce. Bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine başladığım kafesi iki günde soluksuz okudum. Kitapçılarda ilk çıktığı zaman rafların üst sıralarında yer alan kitap hem kapağı hem de tanıtım bülteni ile zaten dikkatimi çekmişti. Yine de bazen ‘asla yapmam’ dediğim bu gelenekselci yönümü yine bir tanıdık sayesinde aşarak yeniye olan merakımla bir denemekte fayda var dedim.

Kitaba gelirsek, yazarı Josh Malerman’ın ilk kitabı Kafes. Bu anlamda anlatım tarzının acemiliğine rağmen oldukça iyi olduğunu belirtmek isterim. Kendisi müzisyen olan yazarımız kitabı 2007 yılında yazmış ama 2014 yılında yayınlanmış. Okurken bu konudan güzel bir film olur diye düşünmüştüm ki zaten filmi de yolda geliyormuş. Uzunca bir süre “En Çok Satanlar” listesinde yer alan Kafes’in film olmasını bir tek ben istememişim anlaşılan. Öncelikle konusundan bahsedelim sonra bakalım kitabın yanında filmi nasıl olmuş?

Kitabın -Filmin- Konusu

Dünyada bir intihar salgını başlamıştır. Dünyanın her yerinde insanlar durduk yere intihar etmektedir. Çok geçmeden bu olay Amerika’ya da ulaşır ve insanlar gördükleri ‘şeyler’ sonrası ilk anda intihar etmeye başlar. Kendilerini eve kapatabilen bazı şanslı insanlar hariç sokaktaki herkes ölmeye başlar. Malorie de kendini bir eve kapatabilenlerdendir. Onun diğer bir şansı da -ya da şansızlığı- hamile olmasıdır.

İnsanların intiharları devam ederken önce telefonlar, sonra televizyon ve internet gider. Böylece dışarı ile bağlantısını kesen ve evde yaşamak zorunda kalan bir grup yabancının hikayesini izlemeye başlarız. Geçmişi ve şimdiyi aynı anda anlatan kitapta başkarakterimiz Malorie’nin hayatta kalma mücadelesini ve güvende olacağını düşündüğü yeri tehlikeli bir yolculuğa çıkarak aramasını izleriz.

“-Biliyorsun, zaman bir yerden sonra anlamını yitiriyor. Ama eskiden yaşadığımız hayatı bize anımsatan tek şey o.
-Akıp giden zaman mı?
-Evet. Ve onunla ne yaptığımız.”

Kitap –Film- İncelemesi ve Yorumlarım

Kitapta tam olarak nasıl göründüğü, boyunun ne kadar olduğu veya ne renk olduğu konusunda asla bahsedilmeyen hatta adı bile olmayan bu “şeyler” kendilerine bakan insanın adeta beynini ele geçirerek insanların kendilerine zarar vermelerine neden oluyor. Bu sebepten ötürü insanlar artık sokağa çıkamıyor hatta camdan dahi bakamıyor çünkü bu varlıklar her yerdeler! Doğrusu bu şeylerin bu kadar gizemli olması bir noktada insanın canını sıkabiliyor. Ancak bu kitabı korkunç yapan da bilmediğin bir yaratığın peşinde olması hatta ilk gördüğün anda ölecek olman fikri olsa gerek.  

“Görmekten korktuğun şey ne?” diye sordu.
-Henüz kimse o sorunun yanıtını bilmiyor.”

Kitapta en beğendiğim şeylerden biri aşk olaylarına çok fazla girilmemiş olması oldu. Lakin film için aynı şeyi söyleyemem. Klasik Amerikan sineması yine cinsellik, duygusallık dolu bir iki sahneyi sığdırmış filme.

Kitap film karşılaştırmasına başlamışken devam edelim. Kitapta olan her olayı bir filme sığdırmak imkansız. Lakin bir filmi izlerken her zaman en dikkat ettiğim şey bahsettiği konudaki duyguyu bana ne kadar yansıtabilmiş olduğu. Kitapta tüylerim diken diken olmasına, gözlerimin her şeyi gördüğüne defalarca şükretmeme karşın filmde bu duyguları hiç yaşamadım. Açıkçası ne intihar sahneleri ne de korku sahneleri etkileyici biçimde yansıtılmamıştı. Üstelik ellerinde iyi bir malzeme olmasına karşın film, kitabın yanında çok yavan kalmıştı.

“Eğer karşımızdaki, beynimizin algılamakta zorlandığı bir tür yaratıksa bunu hak ettik demektir. Kendimi bildim bileli aptallığımız yüzünden sonumuzun geleceğini düşünürdüm.”

Filmin görsel ve anlatım açısından pek çok eksiği olmasına karşın oyuncu kadrosu ve oyunculuklar beni tatmin etti. Trevante Rhodes, Sarah Paulson ve John Malkovich’in de oyuncu kadrosunda yer aldığı filmin başrolünde ise Sandra Bullock’u izliyoruz. Bullock aynı zamanda filmin yapımcıları arasında da yerini alıyor. Ocean’s Eight’in ardından yeniden bir arada izlediğimiz Sarah Paulson ve Sandra Bullock bu kez abla kardeş rolünde.

Kitabını soluksuz okuduğum filmin bu kadar durağan olması canımı sıkmış olsa da Sandra Bullock için izlenebilir. Yok ben ikisiyle uğraşamam derseniz kitabı okumanız yeterli. Böylece emin olun sizin kafanızda yarattığınız sahneler Bird Box filminden daha gerçekçi olacak.

“İnsanoğlu aslında korktuğu yaratığın ta kendisidir.”

Dipnot: Kafes (Bird Box) kitabının aldığı ödüller

This Is Horror Ödülü – En İyi Roman

Michigan Notable Book Ödülü

Bram Stoker Ödülü – En İyi İlk Roman Finalisti

Goodreads En İyi Korku Romanı Finalisti

James Herbert Korku Ödülü Finalisti

Shirley Jackson Korku Ödülleri Finalisti

Reklamlar